5 Mayıs 2011 Perşembe

UÇURUMUN BÜYÜDÜĞÜ GÜN


Sokak .... Arabalar geçiyor, ortalık cıvıl cıvıl , mağazalar açık, insanlar yürüyor; kimi işine gidiyor, kimi arkadaşına , kimi alış veriş yapıyor kimi boş boş dolaşıyor...Hayatın aktığı sıradan , normal bir sokak.
Aynı ülkede bir başka sokak... Yangın yeri... Yüzleri kapalı insanlar, kepenk indirmiş dükkanlar  intikam sloganları, yanan lastikler, havada uçuşan taşlar, silah sesleri, gaz, çığlık, öfke, her yerde kan kokusu...
İkisi de aynı ülkenin sokakları, o sokakları aynı ülkenin insanları dolduruyor ama sadece görüntülerin bile arasında derin mi derin bir uçurum var. O uçurum derin zıtlığın, derin “yeter çığlığı”nın uçurumu. Uçurumun bir yanında Ankara, İstanbul, Konya var; diğer yanında Hakkari, Diyarbakır, Şırnak var.
Oturdum , dakikalarca görüntüleri izledim... Bizim ham dediğimiz, kameraların kaydettiği dokunulmamış , saatler süren görüntüleri... Saatler süren acının, öfkenin  görüntüleri ....Sonra  arkama döndüm, arkamda kocaman camlar var, Ankara’nın en büyük caddelerinden birine bakan... Döndüm arkama bir o büyük caddeye , o caddedeki hayata baktım; bir de bilgisayar ekranımdaki caddelere sokaklara baktım.  Derin uçurum oluştu ekranla cam arasında ... İnsanın içini acıtan, insanı paramparça eden, insana “aynı ülkenin nasıl birbirine bu kadar zıt iki ayrı görüntüsü olur” sorusunu sorduran derin uçurum....
Uçurum gün geçtikte büyüyor mu yoksa ben mi yanılıyorum...  Her öfke her ölümle sanki daha da derinleşiyor.  Üstelik mecazi anlamda da derinleşiyor.  Sanki o derinleşme birilerinin de işine geliyor, bu yüzden o birileri de öfke yaratıyor, ölüm yaratıyor... Derin uçurum, derin yapıları, o yapılara hizmet eden insanları yaratıyor. İnsanlar da derin uçurumu... Bir sarmaldır gidiyor, durmuyor.
İşte uçurumun biraz daha büyüdüğü dün,,, aslında  tuhaf bir gündü. Uçurumun bir yanında cenazeler vardı, genç cenazeler.... Genç yaşta öldüler... Kenan 1980 doğumlu, Serhat ve Şehmuz 1992 doğumlu ,Hakan 1991 doğumlu... Onlar genç yaşta öldüler... Bu ülkenin çocukları ,onları da bu ülkenin anaları doğurdu. Ama bu ülkede başka analar da doğurdukları çocuklarını, bu ülke uğruna şehit verdiler... İşte uçurum bu... İçinde yaman çelişki barındıran, elleri ,yürekleri kanatan o derin uçurum.  7 genç insanın cenazesinde öncesinde, sonrasında oluştu o görüntüler.  Yine hayata indirilmiş kepenkler, yine  yüzlerini örtülerle saklayan insanlar, ağlayan kadınlar, taş atan çocuklar, öfkeli kalabalıklar, o kalabalıklardan çıkan intikam çığlıkları.. Görüntüleri  izlerken dondum kaldım, gözlere, ellere, dillere yansıyan o büyük öfkeyi gördükçe  daha da soğudu etraf....Bu arada terör örgütünün açıklaması düştü ekrana... Örgüt, eylemsizlik sürecine dikkat çeken açıklamasında grubun  15 Haziran’a kadar uzatılan sürecin gereklerinin yerine getirmek amacıyla yerleşim yerlerinden uzakta olmasına rağmen saldırıya uğradığını ileri sürüyordu ve  “fiili çatışmasızlık duruşuna yönelik gerçekleştirilen bu saldırı Türk devletinin tasfiye konseptinin görülmesi açısından oldukça önemlidir. Yiten sadece 7 can, 7 yiğit Kürt evladı değil, aynı zamanda Kürdistan’da barışçıl, demokratik çözüm umutlarının yitmesidir de” diyordu. Soru işaretleri havada uçuşurken bir başka dağdan bir başka son dakika haberi düştü o derin uçuruma...  Uçurumun öbür yanında Ankara’nın yanı başında Ilgaz’da , o en başta söylediğim hayatın normal aktığı bir yerde, terör konuştu. Aslında Başbakan vardı... Belli ki teröristler ellerinde silahla başbakan konuşurken oralarda bir yerlerdelerdi. Başbakan ayrıldı, 45 dakika sonra silah sesleri duyuldu... Bu kez bir polis öldü... Altı yaşındaki Burak babasız kaldı. Burak’ın isyanını, neden sorusunu kim yanıtlayacak şimdi ?  Yine gözyaşı, yine öfke oluştu... Acı yine o derin uçuruma aktı.
Dün tuhaf ve acı bir gündü. Geriye bir sürü soru işareti kaldı. Ama tüm bunları düşününce tartışmalar, soru işaretleri de derin uçuruma düştü... Uçurumdan acı yükseliyor, bir de “yeter artık “ çığlığı.. Dün hepimize, sağır kulakların açıldığı bir gün getirsin...

Hiç yorum yok: