24 Nisan 2012 Salı

23 NİSAN

Ben mi küçüktüm yoksa gerçekten güzel miydi dünya?

Ankara’nın sokaklarında renkli kıyafetlerimizle yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Yanımızda evlerimizde ağırladığımız Fransız çocukları vardı.  Heyecanlıydık, zaten her anında heyecanlıydık, onları havaalanından okula getiren otobüs kapının önünde durduğunda ve onlar  bahçeye girdiğinde aklımızdaki ilk soru “acaba hangisi bizim evde kalacak çocuk ?” idi. Tanışmak, yabancı dili doğru konuşmak, eve gitmek, ona evimizde en değer verdiğimiz odayı “kendi odamızı “ göstermek ve oraya yerleştirmek, karşılıklı fotoğraflar göstermek, Ankara’da gezdirmek, komşuların kapıyı çalıp yabancı misafirimize Türk lezzetlerini ikram etmesi, ertesi gün Türk ve Fransız çocukların provaları, gün boyu eğlenceleri, akşam ya da öğle yemekleri, oyunlar ve gösteriler… Ankara caddelerinde r yürüyüş yapılıyordu, tüm yabancı çocuklar ve onları konuk eden çocuklar; ara ara durulup herkes rengarenk kıyafetleri içinden, birbirinden farklı müziklerle danslarını sergiliyordu, sonra daha büyük gösteri 23 Nisan günü stüdyoda yapılıyordu, TRT’den canlı veriliyordu. O salonda misafir edilen öğrenci ile olmak da, ekranın başında birbirinden farklı dansları, gösterileri izlemek de heyecan vericiydi. Akşamları fener alayı olurdu, anneannem bizden daha çok hevesliydi, her 23 Nisan ellerimizden tutar fener alayına götürürdü bizi. Ben çocuktum, çocukluğumun güzel  rengiydi 23 Nisan…

Ben mi küçüktüm yoksa gerçekten güzel miydi dünya , bilmiyorum. Diyeceksiniz ki, yabancı çocuklar şimdi sadece Ankara’ya değil, Türkiye’nin diğer şehirlerine de geliyor, geliyor gelmesine de biz onları ne kadar görüyoruz? O heyecanı ne kadar yaşıyoruz ?Çocuklar ne kadar yaşıyor ? Aslında çocuk bayramı, çocuklara armağan edilmiş, ama bir türlü çocukları göremiyoruz yollarda, bir türlü festival havasına sokamıyoruz şehirlerimizi. Sokamadığımız için, kendi çocukluklarımızı unuttuğumuz için, çocuk yanlarımızı karanlık bir odaya hapsettiğimiz için 23 Nisan’larda çocukların bayramını çalıyoruz.  Cümle ezberletip çocukları koltuklara oturtuyoruz, oturulan tüm koltuklarda amaç “mesaj vermek “. Çocuklar da mesaj veriyor, çocuklar üzerinden büyükler de. Hatta büyükler gün boyu mesaj veriyor,  Anıtkabir’e ve TBMM’deki resepsiyona gitmek de mesaj , gitmemek de…Gün boyu konuşuyorlar, gün boyu tartışıyorlar üstelik sadece “egemenlik ya da ulusal egemenlik” de konuşulmuyor, 23 Nisan “gündemdeki tartışmalar “ bayramına dönüyor. Yetmiyor akşamı da büyükler çalıyor, devam ediyorlar konuşmaya, konuşmasalar bile varlıkları ya da yoklukları olay oluyor. En acısı tüm bu olup bitenleri  çocuklar anlamıyor… Sabah bir heyecanla “bugün bayram” diye uyandıkları bir günde içlerinden sadece şanslı olanları (!) televizyon programlarına katılıyor, ezberledikleri cümlelerle makamlara oturuyor, kendi illerinde ise başka ülkelerden gelen çocukları konuk ediyor… Geri kalanı okuldaki – çocukların çoğunluğu için izlemeye dayalı – törenlerin ardından ya evin bahçesine çıkıyor, ya alış veriş merkezlerine gidiyor, ya da evinde oyuncaklarıyla oynuyor…

Belki bir gün büyüdüklerinde sorarlar “bayramımızı kim çaldı ?” diye. Bayramları çalındıktan sonra yapılacak açıklamaların da çok bir anlamı kalmıyor aslında, “normalleşmeye çalışıyorduk her açıdan mesaj vermemiz gerekiyordu ” gerekçesinin çok anlamlı olacağını düşünmüyorum. Yıllardır 364 günde  normalleşemiyoruz da 1 günde mi normalleşeceğiz Allah aşkına?   

Hiç yorum yok: