18 Ocak 2013 Cuma

ÖLMEK YAKIŞMAZ BAZILARINA...

Bazı insanlara yakışmaz ölüm...
Çünkü bazı insanların öleceği aklınıza hiç gelmez
Öyle yaşam doludurlar ki
Öyle bir yerlerde dururlar ki
Öyle asılırlar ki
Öyle heyecanlıdırlar ki
Ölmez dersiniz
Ona bir şey olmaz dersiniz
Ve bir gün.. Onlar da ölürler...
Ve o zaman duvara çarpar  insan
Kendisinin duvarına...
Çarpan ben
Duvar yine ben...

İlk çarpışmamdı babam...
Hiç yakıştırmadım ona ölmeyi...
Hiç kabullenemedim kaybetmeyi..
Hiç "neden"sorusunu o dönemdeki kadar çok sormadım.
Bana hep "ne olursa olsun, ayaklarının üzerinde dur, bir kadın için çok önemli "derdi.
Benim televizyon habercisi olmamı da benden çok babam istedi.
Daha aklımın ucundan geçmezken, Mehmet Ali Abi ile de Ankara'da bir restoranda babam tanıştırmıştı beni...Küçük bir tanışmaydı. Yıllar yıllar sonra onunla çalışacağımı bile bilmiyordum.
Yıllar geçerken hayatımdan geçen ölümlerde birçok defa kendimle çarpıştım.Babamdan sonra bazı arkadaşlarım, anneannem... Hepimiz gibi... Hepimiz kendi hayatlarımızdaki ölümler nedeniyle kendimizle çarpışmışızdır... Bugün bir kez daha çarpıştım kendimle, Mehmet Ali Abi'nin ölümüyle..
Çok şey öğrendim Mehmet Ali Abi'den.. Hem bu mesleğe beni sokan babama, hem de çok şey öğreten Mehmet Ali Abi'ye Allah 'tan rahmet diliyorum.

Her son çarpışma , önceki çarpışmaların durduğu, kalbin en güzel , en derin yerindeki "saklı kutu"yu çıkartıyor yeniden..
Kutu açılıyor, o en çok özlediklerimiz bir bir çıkıyor karşımıza...
Burnumuzda tütüyorlar...
Özlemlerimiz benliğimizi ele geçiriyor.
Hayatın o çok normal akışı o anda kesiliyor.
Kesiklerden gözyaşları akıyor.
Normal akışa dönene kadar çarpışıyoruz; özlemlerimizle, ölümlerimizle, keşkelerimizle, gözyaşlarımızla.
Kararlarımızla çarpışıyoruz. "hayat çok kısa " sözüyle çarpışıyoruz.
"Kimseyi üzmeye değmez" sözü geliyor düşüveriyor üstümüze.
Hayat normal akışına dönene kadar , en insan halimize bürünüyoruz işte!

Her ölüm, en çok insan olduğumuz anı getiriyor bize.
Her ölüm yeniden yüzleşmeyi...
Geçmişteki acı kayıplarımıza yeniden sarılmayı...

Ben ile benim çarpışmam her zaman "ona göre yaşa" diyor!
Ona göre yaşa, bahar çabuk geçiyor, çabuk kayıyor zaman, çabuk kaybediyoruz sevdiklerimizi, ya da çabuk gidiyoruz aralarından!









2 yorum:

Gülsen dedi ki...

Çok erken bir ölüm, ziyadesiyle üzüldük...

Adsız dedi ki...

Barış Manço, Kemal Sunal öldüğünde nasıl üzüldüysem, şimdi de öyle üzülüyorum.

Ekranlarda ne zaman görünse insanı gülümseten; o kendine has tarzıyla, yeri geldiğinde iğrenç ve sıkıcı olabilen gündemi aktarırken bile insanı sıkmayan, müthiş eğlenceli biriydi. Yaptığı belgeselleri vs. anlatmaya gerek dahi duymuyorum.

Lakin diğer iki usta gibi, o'nun gidişi de çok... çok üzdü beni...

Sizin de dediğiniz gibi, hiç ölmeyecekmiş gibiydi o, bizden önce vardı, bizden sonra da var olacaktı sanki.

Yoğun bakımda olduğu haberini duyunca bile hiç endişelenmemiştim. Çünkü içimden, mutlaka iyileşir, birkaç güne kadar haberlere çıkar, diyordum.

Hala inanmakta güçlük çekiyorum. Nasıl olur? Daha geçen gün çok sağlıklı görünüyordu bu adam. Gülümsüyordu yine aynı şekilde. Nasıl olur?

2 gündür, ne zaman ekranda görsem gözlerim doluyor, ağlıyorum. Ne zaman 32. Gün'ün giriş müziğini duysam boğazım düğümleniyor. O'nu gerçekten sevdiklerine inandığım dostları Birand hakkında konuştuklarında gözlerim doluyor.

Bu sabah medya mahallesi'ne bağlandığınızda, sizin konuşmakta zorladığınızı görünce de tutamadım kendimi. Tesadüfen, burada yazdıklarınızı görünce de çok duygulandım.

Muhakkak sizin hafızanızda çok daha uzun süre yaşayacaktır. Bizlere de unutturmamanızı temenni ederim.

Başınız sağolsun.