13 Ekim 2014 Pazartesi

MUHALİFLERLE GÜVENLİ BÖLGE

 
Türkiye’nin koalisyon ile prensipte anlaştığı “Suriyeli muhaliflerin eğitimi” işbirliğinin ayrıntıları, detayları ama asıl amacının ne olduğu merak ediliyor.. 
Türkiye yaklaşık bir aydır, bu konudaki müzakereleri başta ABD olmak üzere koalisyon ülkeleri ile yürütüyordu. MİT Müsteşarı'nın ABD’deki temasları bu müzakereleri hızlandırdı. Sonuçta, ABD başta olmak üzere koalisyon ülkeleri ile Türkiye arasında Suriyeli muhaliflerin Türkiye tarafından eğitilmesine "eğit – donat" anlaşmasına prensipte karar verildi. Artık teknik görüşmelere geçildi, ABD, İngiltere başta olmak üzere koalisyon ülkeleri temas trafiği yürütülüyor. Teknik görüşmelerin ardından da Türkiye özellikle de Türk Silahlı Kuvvetleri kendi içindeki son çalışmaları yapacak.

Eğitim kime, nerde verilecek? 
Ankara’daki kaynaklar eğitilecek grup olarak "Suriyeli muhalifler" tanımını yapıyor. Yani PYD bu çerçevenin içine sokulmuyor. Eğitimi Türk Silahlı Kuvvetleri verecek. Türkiye’nin en başından beri “muhalifler" konusunda ifade ettiği hassasiyetler çerçevesinde, belirlenecek kişiler ve gruplar Türk Silahlı Kuvvetleri’nce belirlenecek özel merkezlerde eğitilecek. Genelkurmay daha evvel benzer eğitimleri Afganlara ve Libyalılara vermişti. Onların eğitiminde Eğirdir Komando Okulu kullanılmıştı. Şimdi de Eğirdir eğitim için güçlü seçenekler arasında yer alıyor.


Peki Suriyeli muhaliflerin eğitimi ile Türkiye ne amaçlıyor? 

Ana hedef Türkiye’nin kendi sınırlarını koruması ve muhaliflerin savunma alanları oluşturabilmesi. Bu kapsamda, eğitim verilecek kişi ve grupların doğrudan savaşması değil, bulundukları bölgelerde savunma yaparak, o bölgeleri "güvenli" hale getirebilmeleri amaçlanacak. Askeri eğitim de daha çok bu çerçevede verilecek. Türkiye’nin önceliği kendi sınırları, bu kapsamda sınır güvenliğini de Suriye’nin içine çekmeyi amaçlıyor. Yani muhaliflerin savunma hatları oluşturması, özellikle sınırları güvenli hale getirmesi, burada bir anlamda güvenli bölgeler oluşturmaları hedefleniyor. Söz konusu güvenli bölgeler istenilen düzeye getirilirse, kaynaklar kamplardaki mültecilerin de o bölgelere kaydırılabileceklerini belirtiyorlar.

Türkiye yangına gözü kapalı dalmamakta kararlı

Şunu söylemek mümkün; bölgesel ve insani birçok hassasiyetin yanında Türkiye’nin önceliğinde en dikkat çekeni kendi sınırları ve kendi güvenliği. Kaynakların anlatımı ile Türkiye’yi gözü kapalı bir biçimde sahaya sürmek isteyen güçlere rağmen, Türkiye yangına gözü kapalı dalmamakta kararlı. Bu çerçevede koalisyonla yürütülen görüşmelerde güvenli bölgenin gerekliliği, uçuşa yasak bölge ilanının gerekliliği hemen her düzeyde anlatılıyor.

İncirlik konusundaki pek çok iddiaya ilişkin de Ankara’daki kaynaklar temkinli konuşuyor. Koalisyonla yürütülen müzakerelerde son aşamaya gelinmediğine dikkat çekiliyor, ancak son aşamaya gelinse bile İncirlik konusunda Türkiye’nin başından beri tavrının net olduğu belirtiliyor. Bu tavır insani yardım, lojistik destek olarak söyleniyor. Bir de ilerideki olasılık ve “güvenli bölge" oluşturulması durumunda, bölgeye gelebilecek askeri personelin sevkiyatı olarak açıklanıyor. Bunun dışında başka bir amaçla İncirlik Üssü’nün kullanımının söz konusu olmadığı ifade ediliyor.

Son olarak Türkiye içinde “Kobani" üzerinden meydana gelen olaylar… Hükümet de güvenlik güçleri de bu konuda taviz verilmemesi gerektiğinde hemfikir. Bu çerçevede açıklanan ek güvenlik tedbirleri ve yeni yasal çerçevenin en kısa zamanda hayata geçirileceği belirtiliyor. 

14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA

Kara kapkara akan gözyaşlarımız var bugün...
Milletçe kara gözyaşlarımızı akıtacağımız yasımız var. 
Bir avuç kömürü bir somun ekmeğe dönüştürmek için yerin altında kapkara bir dünyada çalışanların, çalışırken kapkara bir ölüme gidenlerin yasını tutacağız. 

 
Bir somun ekmek için yüzlerine bulaşan kara, bugün bir kere daha hepimizin kalbini, vicdanını kapladı. 
Yas tutuyoruz,üzülüyoruz, televizyonun karşısında "bir umut" dua ediyoruz; ama aslında çaresiziz.Hala kaç kişiler, ne oldu, ne yaşandı, kim suçlu , kim suçsuz bilmiyoruz. 24 saattir bilinmeyenler içinde sadece kalbimizdeki acıyı hissediyoruz.Acımız, kalbimizdeki acı, isyanımız, kafamızdaki "niye" çığlığı lüften "milli yas" kadar kısa sürmesin! Milli yas ile üç günle, beş günle sınırlı konuşmayalım bu kez. Unutmayalım bu kez! Bir sonraki kara ölüme kadar "hiçbir şey olmamış " gibi yapmayalım! Soma beş yıl sonra ekranlarda "bundan öncekiler " başlığı altında bir grafik olmasın! 
"Allah'ın takdiri " lafıyla geçiştirmeyelim !
Bu kez unutmayalım lüften ! 
Bir rapora da bu faciayı konu edip, o raporu da tozlu raflarımıza kaldırmayalım. O kadar çok raporumuz varki tozlu raflarda, bir tane daha eklemeyelim. 
Bu kez ne ise tedbiri alalım, alınmasını  isteyelim, takipçisi olalım. Hani özendiğimiz, filmlerden izlediğimiz güzel bir ülkenin mutlu insanları olmak için bu kez gerçekten adım atalım. 
Bir gün bir avuç kömüre uzanan ellerin güvenli çalıştığı bir ülke olalım. Bir gün depremleri evimizde sadece sallanarak atlatabileceğimiz bir ülkenin vatandaşları olalım. Ve lütfen o bir gün, gerçek olsun, hayalde kalmasın ! Yoksa her gün bir avuç kömüre uzanan ölü kara eller, vurdum duymaz vicdanlarımızı sıkacak ! 

27 Şubat 2014 Perşembe

KURTULMAK İSTİYORUM (Queen)

Bazen, güneşli bir günde bir anda ofisten çıkasanız hiç gelmiyor mu?
Yollarda karşınıza kim çıkarsa "iyi günler " dilediniz mi hiç ?
Telefonu duvara atmak istediniz mi ?
Yüce google 'a "yaşamak " yazdınız mı ?
Büyük düşünür "Twitter"a "banane be, bunların hiç biri benim "özgül ağırlığım olan " hayatımın bir paçası değil diye 140 karakterde sığdırdınız mı?
Gündüz vakti kaçamak yapıp, şarap içip, şarkı söylemek aklınıza geldi mi?
Kocaman kağıda "parmak boya " ile resim yapmak istediniz mi?
Komplo teorileri, robot lobisi, ".... ve gerçekler " dışında ruhunuzu yücelticek bir roman, ne bileyim ben bir "aşk romanı " okudunuz mu? Okumak istediniz mi ?  Okumayalı kaç zaman oldu ?

Tartışma programları, oğlunu boğduran padişah, birbirini ezen "dün kanka bugün düşman gazetecilerin " hakaretleri, bitmek bilmez "siyasi propanganda", doların seyri , "oradan mı görünsem yoksa buradan mı ? Koltuğumu nasıl korurum " gelgitleri, görüntüleri şimdi yayınlayacaklar paronayası, telefonla tuvalete gitmeler hatta yatağa girmeler, "aman bir şey atlamayayım " sendromları.... 
Gelinen nokta: Milletçe hastanelik olduk.İnsanlığımızı, hayatlarımızı yitirdik. Başkalarının hayatlarında kaybolduk.Derinin, paralelin, mevcudun, hepsinin kendi hesaplarının labirentinde kaybolduk. 
Şimdi bir şey arıyoruz da, ne arıyoruz ben de bilmiyorum... Gerçeği mi? Doğruyu mu ? Kaybettiğimiz kendi hayatlarımızı mı ?
İyeoka, Buika, Bebe vardı bir zamanlar dinlediğim.. Şimdi ne dinleyesim var, ne giyinesim, ne okuyasım ne de hayal kurasım... Pijamaları giyip yorgan altında saklanasım var.

20 Şubat 2014 Perşembe

MİT DÜZENLEMESİNİN PERDE ARKASI

Oslo görüşmeleri, durdurulan tırlar son dönemde adından en çok sözettiren kuruluş, yani devletin istihbarat kuruluşu Mit yeni yasal düzenlemesi ile gündemde... 

Düzenlemenin ne getirdiği iki gündür yazılıyor, ben ayrıntıya girmeyeceğim. Çok tartışılan , muhalefet tarafından "El- Muhabeberat " eleştirisi yapılan bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmaya çalışacağım. İki gündür iktidara "neden ihtiyaç duydunuz " diye sordum, işte yanıtları...

* Aslında Mit düzenlemesi tam iki yıl önce yapılacaktı. Mit içerideki önemli yetkilerini emniyete devredecekti, daha çok yurt dışı operasyonel bir yapılanma öngörülüyordu. Bunun için de yasa çalışması yapıldı. Ancak Oslo görüşmeleri sızdı, Mit Müsteşarı'na soruşturma krizi yaşandı. O düzenleme bir daha indirilmemek üzere rafa kaldırıldı. 
 
* Bugün iki önemli ana sebep nedeniyle bambaşka bir  düzenlemeye ihtiyaç duyuldu.  Aslında Mit de dünyadaki diğer istihbarat örgütleri gibi, tüm faaliyetlerini gizli yönetmeliklerle yasal dayanayağa bağlıyordu, hala bağlıyor. Ancak dış politikadaki gelişmeler, özellikle operasyon yetkisini gündeme getirdi. "Suriye'den gazeteci getirmek, itirafçıyı Türkiye'ye sokmak " gibi operasyonlarda yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuldu. Ama sadece dış politikadaki gelişmeler etkili olmadı, bir de son dönemin "paralel devlet " iddiaları var...

* Terör örgütleri içine yerleştirilecek özel yetişmiş personelin, bir süre sonra yargılanacağı yönündeki kaygıları , da yeni yasa çalışmasında etkili oldu.Yeni teklifle müsteşardan alt birimlere kadar tüm personel tüm faaliyetleri için yasa dayanağı kazandı. Bu ihtiyacın yanı sıra bazı problemlerin aşılabilmesi için yasaya teknik hükümler de eklendi.

*Mit tırlarının ankesörlü telefonla yapılan bir ihbar üzerine durdurulduğu ortaya çıkmıştı. bu nedenle yasaya mit'in ankesörlü telefonları da takip edebilmesi için madde eklendi....

*Siber güvenlikle ilgili maddenin arka planında ise gizli dinleme ve izleme faaliyetleri var.
İstihbarat ve güvenlik birimlerinin elindeki bulgular "paralel devlet  olarak adlandırılan " yapının , Türkiye genelinde tam 300 bin kişiyi 4 yıl boyunca  dinlediği yönünde. Yanlış okumadınız, 300 bin kişinin dinlenildiği bilgisi veriliyor. Mahkeme kararlarıyla yapılan ve kağıt üzerinde yasal olan bu gizli dinlemelerin çoğunda  hedef kişi değil, o kişinin yakınları, akrabaları ve ilişkide olduğu diğer kişiler izlendi.  Böylece hedef kişi dinlenmiyor gibi görünse de karara eklenen onlarca ismin telefonu dinlenerek asıl hedefe ulaşıldı.

Bu dinleme kayıtları İstanbul'da  depolandı. Ancak dinlemelerin yani tüm verilerin, kopyalanarak yurt dışına götürüldüğü tespit edildi. Yine yapılan tespite göre, internette yer alan dinleme kayıtları da bu veriler arasından seçilip yurtdışından  yayınlanıyor.
 


* Sadece dinleme kayıtları değil. Bilgisayar yazışmaları ve belgeleri de dosyalarda mevcut. 
Casus  yazılımlar kullanılarak da izleme ve dinleme faaliyetleri yürütüldü.
işte bu sebeple yasal olarak kurulmuş bazı data şirketleriyle ilgili iddialar da güvenlik güçleri tarafından mercek altına alındı.



Durum bu....Dikkatinizi çekerim, yukarıda okuduğunuz bilgiler yeni yasaya neden ihtiyaç duyulduğu konusunda iktidar çevreleri tarafından verilen bilgilerdir. Bu bilgiler ışığında şunu da söylemek lazım, önümüzdeki günlerde özellikle 300 bin dinlemeye ilişkin  bu vahim tablonun kamuoyuna kanıtlanacağını, anlatılacağını da belirtiliyor.
Hoşçakalın... 

19 Şubat 2014 Çarşamba

YALANCI BAHAR

Yalancı bahar bu.. 
Kanmamak lazım ama , olmuyor işte. Mis gibi bir hava var, insan elinde olmadan "hava"ya giriyor, bahar geldi sanıyor. Oysa henüz aylardan Şubat.. Üstelik gökteki güneşin aksine kapkara gündemli bir Şubat.. Aklımdan çıkmayan "gündem", susmayan telefonlarım, okumam gereken gazeteler, internet siteleri, kitaplar, dinlemem gereken açıklamalar, takip etmek gereken sosyal medya... Bazen dev bir okuma okyanusuna düşmüşüm , görünürde hiç kara yokmuş gibi geliyor. Sürekli kulaç atıyorum, bir türlü minik bir ada göremiyorum.
18 Yılım doluyor meslekte, depremler, krizler, devalüasyonlar, birbiriyle geçinemeyen koalisyon ortakları... Bana en zor, en garip, en korkutucu olanı neydi diye sorsanız; bugünü söylerim. Bugün zor... Bugün karışık.. Bugün oyundaki her taş saldırgan, oyundaki her taş korkuyor, her taşın en az bir suçu var, vicdan azabı var, geçmişiyle hesaplaşırken, geleceğinden emin değil. Her taş oyunda kalan son taş olmak istiyor, yenilmekten korkuyor. Belki de bu yüzden hepimiz biraz da kendimizi sorguluyoruz, belki siyasetçi bunu çaktırmadan gece yatağına yattığında yapıyor, gazeteci daha yüksek sesle, vatandaş bağırarak yapıyor... Ama her birimiz ara ara sadece kendimizle kaldığımızda takkeyi önümüze koyuyoruz. Hepimizin takkeyle konuşması bir değil, hepimiz ertesi güne aynı doğru kararlarla uyanmıyoruz, kimimiz ayakta kalmaya çalışıyor, kimimiz ise karşısındaki düşmanı yenmek dışında hiç bir şey görmüyor. 
Şubat'ın yalancı baharında güzel bir roman okuyacak zamanın olduğu bir ülke istiyorum. Kitapçıya gidip sinema dergisi alacak kafada olmayı istiyorum. Yeşilin kentlere daha çok egemen olabilmesi için çevrecileri , paysaj mimarilerini konuşturup, kent sohbetleri yapabilmeyi istiyorum. Hani her semtte yüzme havuzu olacaktı sorusunu yöneltebilmek istiyorum. Cebimdeki paramın durup dururken yok olmadığını, aksine şöyle bir huzura erdiğimi hayal ediyorum. Şimdiden "erken rezervasyonumu " yaptırmışım, uçak biletlerimi de almışım. Biz de öyle son dakika iptalleri olmaz, çok Avrupa'lıyız havasına girmişim. 
Kafamda rahat, rüyamda elimde kılıçla cenk etmiyorum, bakanlar kurulunda bir sinek olup konuşulanları dinlemiyorum, adada sorunu çözen müzakereci hiç değilim. 
Yalancı baharın yalancı yazısı bile bu kadar... Gitmem lazım. Akşama yayın var, bu nedenle de "saç- makyaj " isimli bir saatlik eziyete kendimi kapatmam lazım .
Hoşçakalın 

17 Ocak 2014 Cuma

Uludere’nin saklı notları...


Org. Özel süreç sonunda konuşacak! Hazırlıklara başladı!
Çok konuşuldu, daha da çok konuşulur… Adına mahkeme “kaçınılmaz hata" da dese, “terör örgütü ile mücadele yürütülüyor“ da dense, “Hantepe örneğini unutmayın“ da dense; sonuçta 34 insan bombardımanda öldü. Üzerine konuşması belki de en zor konulardan. Ancak olayın detayları, konunun aktörlerinin değerlendirmeleri önemli, hem geçmiş hem de gelecek açısından.

Askeri savcılığın takipsizlik kararına Uludere’li ailelerin avukatları itiraz edecekler. Tüm gelişmeleri Genelkurmay Başkanlığı da yakından, hassasiyetle takip ediyor. Merak edilen sorulardan biri de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in bu süreçte bir açıklama yapıp yapmayacağı… Yanıtını biz verelim; şimdilik hayır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in yakın çevresinden edindiğimiz bilgilere göre; Orgeneral Özel yürüyen yargı süreci sebebiyle şimdilik konuşmayacak. Ancak sürecin sonunda ayrıntılı bir açıklama yapacak, hatta o açıklamaya şimdiden hazırlanıyor. O dosyada istihbarat bilgileri, yapılan değerlendirmeler, telsiz konuşmalarına kadar birçok önemli ayrıntı da yer alacak.

Yakın çevresinden edindiğimiz bilgiler sadece bununla sınırlı değil. Askeri savcılığın takipsizlik kararının ardından tartışılmaya devam edilen konulara ilişkin de önemli ayrıntılar edindik. Buna göre, Uludere öncesinde Fehman Hüseyin ve grubunun saldırı hazırlığı içinde olduğu istihbaratı var. Üstelik bu konudaki Mit’in istihbaratı ile Genelkurmay Başkanlığına başka yollardan da ulaşan istihbaratlar birebir örtüşüyor. Bu şu açıdan önemli, bir süredir “MİT mi Genelkurmay’ı yanlış yönlendirdi?" sorusu ortayı atılıyor ve buradan bir tartışma yürütülüyordu. Genelkurmay Başkanlığı MİT’in yanısıra, kendi haber elemanlarından, özel kuvvet mensuplarından, iha’lardan da bilgi- görüntü alıyor. Bununla birlikte telsiz kestirmeleri ile terör örgütü mensuplarının bulunduğu yeri takip edebiliyor. Bu çerçevede yine Orgeneral Özel’in yakın çevresinden edindiğimiz bilgi yani “MİT ile Genelkurmay’ın istihbaratı örtüşüyordu“ bilgisi önemli.

O gün Çankaya Köşkü’nde Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. İhalar görüntüyü almaya başladıktan sonra değerlendirmesi Türk Silahlı Kuvvetleri içinde altı ayrı kademede gerçekleştirildi. Son olarak da Genelkurmay Karargahı'na gitti. Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı’nın ardından konutuna geçen Orgeneral Necdet Özel‘i Genelkurmay İkinci Başkanı aradı ve durumu anlattı. Edindiğimiz bilgilere göre Orgeneral Özel, bölge ile ilgili bir kroki istedi. A4 boyutundaki kroki Genelkurmay Başkanına fakslandı, Orgeneral Özel, Genelkurmay İkinci Başkanı’na iki soru yöneltti, “Grubun terörist olduğundan emin misiniz? Belirlenen harekat kriterlerine uygun mu?“ Aldığı yanıtın ardından da harekata onay verdi. Kaynaklar, harekat kriterlerinin yaklaşık 36 maddeden, bir anlamda şarttan oluştuğunu belirtiyor. Genelkurmay Başkanı’na yakın kaynaklar, Orgeneral Özel’in Cumhurbaşkanı ya da Başbakan’dan ilave bir yetki talebinde bulunmadığının da altını çiziyor. Bu konuda çok tartışılmış, çok konuşulmuştu. “Vur emri Başbakan’dan mı?” sorusu yöneltilmişti. Edindiğimiz bilgiler Başbakanın konudan ayrıntılı bir biçimde ertesi gün haberdar edildiğini gösteriyor. Üstelik geceki gelişmelerden Genelkurmay Başkanı’nın da bilgisi olmuyor. Orgeneral Özel ertesi sabah karargaha gidince olay hakkında bilgi sahibi oluyor. Ardından da Genelkurmay İkinci Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ve Başbakanı bilgilendirmek üzere görevlendiriyor. İkinci Başkan peş peşe Çankaya Köşk’üne ve Başbakanlık’a gidiyor.

Genelkurmay Başkanına yakın kaynaklar, sınır ötesi harekat yapma yetkisinin bulunduğu 20 aylık süreçte 187 hava operasyonu yapıldığını, 788 uçak kullanıldığını belirtiyorlar. Bu operasyonların hiçbirinde sivillere zarar verilmediğini söylüyorlar. Yani bir anlamda bu konudaki hassasiyetlerine dikkati çekmek istiyorlar.


Peki Uludere 'de ne oldu?
Mahkemenin ifadesi ile "kaçınılmaz hata" nasıl gerçekleşti? Bu sorunun yanıtını kuşkusuz yetkililerin vermesi gerekiyor. Ancak kaynakların ifade ettikleri bazı çok önemli noktalar var. Topçu ve uyarı ateşine rağmen 34 sivil neden hareket etmeye devam etti sorusunu gündeme getiriyorlar. Bununla birlikte, o grubun içinde 6 terör örgütü mensubu bulunduğunu, ancak bombardımandan hemen önce bunların gruptan ayrıldığını ileri sürüyorlar. Diğer taraftan Fehman Hüseyin'in Uludere olayından bir haftsa sonra yaptığı telsiz konuşmalarına dikkati çekiyorlar, o konuşmada "TC ve Türk Sİlahlı Kuvvetlerine büyük darbe oldu, TSK artık kıpırdayamaz, 10 operasyon yapsak 100 şehit verdirsek aynı etki olmazdı" sözlerine dikkat çekiyorlar. Devlet organlarını bir haber elamanı mı yanılttı, bir oyun mu oynandı ve akıllardaki daha bir çok soru yetkililerin özellikle de Genelkurmay Bakanının yargı süreci sonucunda yapacağı açıklama ile belki yanıt bulacaktır.

6 Aralık 2013 Cuma

ORTAK ALAN



AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik: MİT'in başına Hakan Fidan da gelse, Ahmet , Mehmet de gelse MİT'in on yılların alışkanlıklarından bir günde sıyrılması mümkün değildir. MİT'in bir veri tabanı vardır. Her taraftan hakkında inceleme, soruşturma , arşiv araştırması yapılacak şahıslarla ilgili gelen bilgiler bir havuzda toplanır. Son günlerde bazı şahıslarla ilgili gazetelerde yer alan bilgilerin hiçbiri hiçbir kurum ve kişiyle paylaşılmamıştır.

Taraf: O belgede fişleme bilgilerinin şifahi olarak iletildiği açıkça yazıyor. Belge Çelik'i yalanlıyor.

Bu açıklamaların nedeni Taraf gazetesinin 2 Aralık günü attığı manşet, o manşetle gündeme taşıdığı iki belge; yani "Hükümetle ters düşen cemaatler fişleniyor " manşeti…

Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu ve MİT Taraf gazetesi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Taraf gazetesinin iddiası belgeye MİT'den değil, başbakanlıktan ulaştığı. AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik ise MİT'ten sızdırıldığını söyledi.

Ben de bugün belgenin izini sürmeye çalıştım.

Edindiğim bilgileri paylaşayım.

Öncelikle iktidar belgenin MİT'den sızdığına emin. Gerekçelerine gelince,

-Herhangi bir ihbar MİT'e ulaştığında kanun gereği teşkilat harekete geçip, konuyu incelemek, araştırmak zorunda.

- Taraf gazetesinde yayımlanan ve "fişleme " olarak gösterilen belge için ise öncelikle MİT elindeki bilgilerin seviyesi anlatılıyor. Bu çerçevede; "gizli" , "çok gizli" , "ortak alan " gibi ayrımlar bulunuyor. Gizli ve çok gizli belgelere MİT içinden ulaşım sınırlı, yani her Mit çalışanı söz konusu belgeleri göremiyor. Ancak ortak alanda bulunan bilgiler MİT çalışanlarının geneline açık.  Ortak alan olarak tabir edilen açık alandaki bilgiler "sınıflandırılmamış, çapraz sorgudan geçmemiş yani istihbarat bilgisine dönüşmemiş ham,  her yerden gelen bilgiler " olarak tanımlanıyor. Taraf gazetesinde "fişleme" olarak gösterilen belgenin de ortak alanda bulunduğu, somut işleme  ve  çapraz sorguya tabii olmadığı ve istihbarat belgesi olmadığı belirtiliyor. MİT müsteşarına, yardımcısına, Başbakanlığa ya da bir başka kuruma sunulması için ise bir bilginin  istihbarata dönüşmesi gerekiyor. "Fişleme " olarak yayımlanan belgenin, bir işleme tabii tutulmadığı, istihbarata dönmediği, MİT müsteşar yardımcısının bile katına çıkmadığı , başbakanlığa ya da bir başka kurumu da doğal olarak sunulmadığı ifade ediliyor. Kısacası , Başbakanlık'tan ya da bir başka kurumdan çıktı iddiasına ise "yalan" deniliyor.

- MİT içinde soruşturma başlatıldı. Ortak alandan bilginin nasıl kim tarafında kopya edildiği araştırılıyor. Bu arada Mayıs ayında yeni bir karar alındı. Artık ortak alana ham bilgi konulmadığı da belirtiliyor.

Şimdi merak edilen soru, bu bilgiler ışığında belge hangi birimden , ne zaman , nasıl sızdı?

MİT'in soruşturması bu sorulara yanıt  verecek.